< <

<

Bu bir mektup. Kuş, güvercin kanadına yazıldı.Kimin vicdanına konarsa o okusun diye.Ölüm üzerine...

Mayın üzerine...

Kürt meselesi... Türk meselesi üzerine.

Güzel kelimeler... Ve çirkin kelimeler üzerine.

Ölüme doğru yapılan bu korkusuz koşudan korkuyorum. Mayınlarla parçalanan kardeş cesetleri odamda, yanıbaşımda duruyorlar.

Yazdığım her kelimeye daha bir dikkatle bakıyorlar.

Onlar dün parçalandılar.

Yazıklar olsun diye başlıyor aklıma gelen her cümle şimdi.

Yazıklar oluyor zira, insanın biriktirdiği en güzel şeylere.

Yazıklar oluyor, bir çocuğun Kürtçe, Türkçe veya her ne hal ve her ne dilde ise gülümsemesine...

HER SİLAH ÖLDÜRÜR AMA MAYINDAN KAHPESİ YOKTUR

Sevgiliye hediye almaya, pazar alışverişine çıkmaya, bir bebek sahibi olmaya, sigarayı bırakmaya, piknik yapmaya, bir insanı her şeyden çok sevmeye.... Yazıklar oluyor...

Yazıklar oluyor hayatın bizzat kendisine.

Yapmayın!

Mayınlar döşemeyin geleceğinizin güzergáhına.

Bu kalleşin ne zaman patlayacağı belli olmaz.

Bazen yıllar sonra, bir küçük kız çocuğu çiçek toplarken denk gelir, bazen yirmi yaşındayken ve daha önce hiç görmediğin bir yerde, daha önce hiç tanımadığın insanların arasında hem anayasal hem siyasal hem mukaddes bir yolculuk sırasında....

İnsanoğlu her melaneti icat etti; ama mayından kahpesi yoktur.

Her silah öldürebilir, her zaman öldürme potansiyeli taşır; ama mayın MUTLAKA ÖLDÜRÜR.

Mayın ıskalamaz! O birini mutlaka öldürür!

Uğursuz bir pusuya yatar ve patlayana kadar, bir can üstüne basana kadar bekler.

İnsanın icat ettiği EN ÇİRKİN şey silahtır.

Ve silahların EN ÇİRKİNİ MAYINDIR!

Sebebini unuttum kavganın ve umurumda da değil siyasi tartışmalar. Bir tek şey için dua ediyorum her gece, her gündüz: Kimse genç ölmesin dağlarımızda.

EN GÜZEL KELİME ’BARIŞ’ ARTIK SOYTARI KELİME

Silahlar susmadan sebebi konuşmaya imkán da yok lüzum da.

Aklın sesi, akılsızlık susmadıkça duyulmuyor.

Ve o zaman akla sadece DURUN demek geliyor.

Hemen şimdi DURUN!

Hiçbir haber geçmiyor ajanslar artık, ölümsüz.

İçinde acı olmayan gecemiz yok..

Ne oldu diyorum yine, kim hangi korkunun, hangi uğursuz hesabın peşinde diye...

Barış artık soytarı bir kelime...

Her ağızda var; ama hiçbir yerde yok.

Nerede bu barış?

O, insanın icat ettiği EN GÜZEL kelime.

Ama kelimelerle ne isterseniz onu yaparsınız.

Barış dersiniz; ama savaş manasınadır. Hatta bütün savaşlar barış için yapılır. Ve herkes adil bir barış için savaşır. Ve akıl der ki, aslında savaşmıyorsanız barışmaya başlamışsınız demektir.

Bir barış için yapılması gereken ilk ve belki de tek şey savaşmamaktır.

Silahlar patlamaya başlamışsa orada insanın bulduğu güzel kelimeler orayı terk eder.

SEVDADAN GAYRISINA AĞIDIMIZ OLMASIN

Kelimeler de ölür bazen... Ve kelime cesetleriyle yaşanmaya başlar hayat.

O kelimelerin, o cesetlerin... Nece olduğu, yani bu ölülerin ölürken son nefeslerinde hangi dilde konuştukları artık akılsızlığın gölgesinde soğuyan HAYATIN, YAŞAMANIN ta kendisidir.

Ölen yirmisindedir.

Artık, ardından söylenen ağıtlar kalır.

Ve Anadolu’da ağıt sıkıntısı yoktur.

Kürtçe’de de, Türkçe’de de binlerce ağıt vardır.

Hatta aynı ağıtın hem Kürtçe’si hem Türkçe’si vardır.

Yürek yakmak iyi bir işse, ikisi de eşit derecede yürek yakmaktadır.

Ama yüreğimizde artık dağlanacak yer kalmamıştır.

Sevdadan gayrısına ağıdımız olmasın artık.

Şimdi hepinizin huzurunda yalvarmak istiyorum.

Gördüm anladım, yapacak hiçbir şey kalmadıysa yalvarıyorum işte.

Kendimi küçük düşürmek istiyorum.

Taviz vermek istiyorum.

Kimin elinde bu kanı durduracak bir güç varsa, ister şeytana tapsın ister puta, ister bir tek Allah’a...

DİZLERİMİN ÜSTÜNE ÇÖKTÜM YALVARIYORUM

Kimin dudaklarının ucundaysa bunca gencecik hayat, ben ona yalvarmak istiyorum.

Ne olur? Bu işi durdur.

Ben siyaset miyasetten bahsetmiyorum. Dizlerimin üstüne çöktüm, "Bu genç ölümleri durdur" diyorum.

Kimse ateş etmesin kimseye.

Hiçbir gerekçeyle.

Hatta kendini savunmak için bile...

Çünkü savunmaya başlayana kadar masumsun ve masum güzel bir kelime, masum kal...

Kim hangi mayının yerini biliyorsa yalvarırım söylesin.

Bir káğıda yazsın, bir şişeye koysun, suya salsın söylesin.

Kim hangi mayının yerini biliyorsa, kimin gücü yetiyorsa olası ölümlere engel olmaya, ona yalvarıyorum işte.

İster şeytana tapsın ister puta, ister oralı olsun ister bizim buralı. Gücü yetiyorsa eğer durdursun bu işi.

Ben, bir yurttaş, bir insan olarak kendimi küçük düşürüyorum.

İşte açık açık yalvarıyorum, durdursun durdurmaya gücü yeten.

Süresiz ve sonsuza kadar.

Yalvarıyorum.

Dizlerimin üstüne de çöktüm ve ağlıyorum işte.

YAZGI BİRİNİ KIŞLAYA BİRİNİ DAĞLARA GÖTÜRMÜŞ

Sonra sabahlara kadar tartışalım.

Ama şimdi durdur. Yalvarırım.

Gençler, çocuklar ölüyor, hepsi kardeş, hepsinde aynı muska, aynı yazgı, aynı televizyon, aynı futbol, aynı hayat...

Hepsinin gerisinde dualara bürünmüş paramparça bir sevdalı.

Hepsi genç, hepsi güzel... Hepsi Türk, Hepsi Kürt... Gençler... Yazgının biri kışlaya, diğeri dağlara götürmüş...

Kürtçe’de "cehel" derler.

Kulağa cahil gibi gelir; ama "henüz bilmez" manasındadır, henüz yolun başında manasında...

Yalvarırım ne olacak...

Benden ne eksiltecekse bu yakarış eksiltsin, maksat hayat çoğalsın bu dünya cennetinde.

Bir yangında hep güzel kelimeler yanarken, çirkinleri hayatta kalır...

Kınamak, sövmek, hangi haklı gerekçeyle olursa olsun yangına körükle gitmek.

Ben kimseyi kınamıyorum, ben kimseye sövmüyorum, ben bu işin tamamını SEVMİYORUM.

Kurtulalım istiyorum bu vebadan.

Kimseyi haklı bulmuyorum, kimseyi haksız bulmuyorum.

Küstüm.

’MIRIN’ DENİR KÜRTÇE’DE ’ÖLÜM’DÜR TÜRKÇE’DE

Konuşmuyorum bu konuyu...

Silahlar susana kadar "SİLAHLAR SUSSUN"dan başka konu konuşmak istemiyorum... İstemiyoruz.

Ölmenin, öldürmenin hiçbir türünü, çeşidini sevmiyorum.

Ben genç bir hayat kurtulsun istiyorum her tür kavgadan.

Hatta kavgayı öven şiirlerden bile uzak dursun istiyorum.

Her çocuk çirkin kelimelerden uzakta yaşasın istiyorum.

Eğer o kelime çirkinse, çirkinin hizmetindeyse, Kürtçe söylemişin, Türkçe söylemişin çıfayda...

Hiçbir dil çirkin bir kelimeyi güzelleştiremez.

Ölüm her dilde çirkin bir kelimedir.

"Mırın" denir Kürtçe’de.

Anadolu’da konuşulan bütün dillerde karşılığı vardır.

Bunların içinde resmi olan "ölüm"dür. Türkçe’dir.

Ve ölüm kelimesi, resmi ya da gayri resmi her dilde eşit derecede çirkindir.

"Yaşam"a gelince....

Kelimelerin en şahanelerinden.

İçi açık açık ve kelimenin her manasıyla "hayat" doludur...

Ve hayat, varlığından emin olduğumuz tek şeydir...

DİL, BİR OLUŞLAR ZİNCİRİNİN SONUCUDUR

Kürtçe’de "jiyan" denir.

Yaşam, her dildeki en güzel kelimedir.

Belki bir tek rakibi vardır, o da "aşk"tır elbette.

Aşk...

Kürtçe’de "evin" denir.

Bu kelimelerin içinde resmi olan "aşk"tır; ama aşk kelimesi her dilde eşit derecede güzeldir.

Anadolu’da en az iki kişinin birbiriyle konuşup anlaştığı bir dil varsa ben onu bile öğrenmek istiyorum.

Sadece iki kişi bir dil icat etsin, ben çok merak ederim onu.

Çünkü bu iş öyle kolay değildir.

Dil yani lenguiç, çok geniş ve karmaşık bir sesler organizasyonudur.

Ve bir dilin oluşması, hiç kimsenin tasarlamasına imkán bulunmayan ve yüzyıllar boyu süren bir olaylar, oluşlar zincirinin sonucudur.

Bazı insanlar başka seslerle, bazıları başka seslerle anlaşırlar...

O sesler onların bünyelerinden, yani hayatlarının, kuşaklar boyu yaşamışlıklarının içinden süzülerek akar.

Sonuç her zaman mükemmeldir.

Çünkü bir dilin yapımında milyon, milyar insanın katkısı vardır ve bu katkı o insanlar yaşadıkça devam eder.

’ACI’NIN YANINA ’ŞİFA’ ’İNTİKAM’A ’BAĞIŞLAMA’

İşte bu yüzden bütün diller, insanoğlunun en büyük, en mucizevi eserleridirler.

Ve dil akışkan bir şey, düpedüz bir nehirdir.

Bünyesine uyan her su içine akar.

Her dilde başka dilden göçmen kelimeler vardır.

Onlar o dilin yurttaşı olurlar sonra.

Buna bazısı yozlaşma der; ama "yozlaşma" zaten çirkin bir kelimedir.

Güzel dil ya da çirkin dil diye bir şey yoktur.

Hepsi şaşılası bir kolektif çabanın ürünü, birer insan harikasıdır.

Güzel kelimeler vardır, çirkin kelimeler vardır.

Ve bunlar bütün dillere eşit sayıda yayılmıştır.

Her çirkin kelimenin yanına bir tane iyisini eş edeceğiz.

"Acı"nın yanına "şifa", "zor"un yanına "çaba", "intikam"ın yanına "bağışlama"....

"Ölüm"ün yanına "hayat"!

Sivil olan, sivil hakların geliştirilmesini isteyen bir yurttaş, silaha hiçbir zaman elini sürmemelidir.

Haklılığını sivilliğinden alan kişi sivillikten vazgeçerse haklı olmaktan da vazgeçer...

RESMİ OLANI TÜRKÇE’DİR AMA HEPSİ ÖZGÜRDÜR

Artık sivil de değildir haklı da.

Bir dilde manası çirkin olan, yani çirkin bir şeye isim veya duruma sıfat olan kelime sayısı artmışsa işte o zaman o dil, evet "yozlaşıyor" demektir.

Dil yani lenguiç, iyi kullanılmazsa tehlikeli olur.

Çünkü dil, her türlü kullanıma müsait mükemmel bir ses organizasyonudur.

İnsanları başkalaştırır.

Ama "başka"dan korkmaya gerek yoktur.

"Başka" güzel bir kelimedir.

Çünkü aslında aynı dili konuşan, konuşmayan herkes "BAŞKA"dır.

Ve başka, başkalık güzeldir.

Başkasının başkalığıyla birleşiriz ve bu birleşme bazen AŞK diye patlar.

Ve aşk nerede olursa olsun kendisi dışındaki her şeyi önemsizleştirir.

Biz kendi bahçemizdeki dillerin hepsini bilek, öğrenek, bir de üstüne İngilizce, Fransızca filan çakıp dünyanın karşısına çıkak.

Diyek ki bizim bahçede insanoğlunun şu kadar senede imal ve muhafaza ettiği diller, hazineler var!

Süryanice var, Keldanice var, daha araştırsak bulacaklarımız var...

Bunların içinde resmi olanı Türkçe’dir.

Ama hepsi Türkçe kadar özgürdür diyelim.

KÜRTÇE’Yİ CENDEREDEN TÜRKÇE KURTARACAKTIR

(Hem belki diğer dişlerini de yaptırmasına yardım edebiliriz şu tek dişli, tek taşlı medeniyetin.... "BİZ"i düzeltirsek herkesi düzeltiriz.)

Hepimizin eşit derecede duyacağı bir gururla dünyaya diyelim ki:

Bizzat Türkçe’nin kendisi diğer dillerimizin güvencesidir.

Çünkü onları özgürleştiren şeyler Türkçe yazılacaktır.

Türkçe bizim ortak dilimizdir ve ortak kimliğimizi oluşturur.

Ve Türkçe, güzel kelimeleriyle her şeyi iyileştirebilir.

Kürtçe’yi bu cendereden çıkarabilir.

Alır bu Mezopotamyalı kardeşini, önce yaralarını iyileştirir.

Onu özgürleştirir...

Kürtçe’yi, korku salan, öfke çağrıştıran bir meselenin parçası olmaktan, bu hiç hak etmediği yankısından Türkçe kurtaracaktır.

Çünkü DİL güncel bir mesele değildir.

Güncel bir kavganın konusu olması, hiç hak etmediğimiz bir trajedidir.

Ve kavga da (ki Kürtçe şer denir), trajedi de (ki ona Kürtçe’de de trajedi denir) çirkin kelimelerdir.

Elbette bütün kelimelerle ilgili kullandığım "güzel" ve "çirkin" kelimeleri tırnak içindedir.

Bazı tırnak kalın, bazısı incedir; ama hepsi tırnak içindedir.

Çünkü asıl güzel olması gereken, kelimelere yön veren mekanizmadır ve bildiğim kadarıyla ona da akıl denir.

TAKATİMİN SONUNDAYIM ELİMDE SADE KELİMELER

Akıl dilin patronudur ve hiçbir zaman ve hiçbir koşulda yetkilerini akılsızlığa, öfkeye devretmemelidir.

Bu bir mektup.

Kanamalı bir güvercinin kanadına yazıldı.

Hangi yüreğe konarsa o okusun ve bu ölümcül gidişi durdurmak için yapabileceği bir şey varsa hemen şimdi yapsın diye yazıldı.

Ölüm üzerine...

Mayın üzerine yazıldı.

Kürtçe meselesi, Türkçe meselesi üzerine bir yakarış bu.

Ben... Yani kalemden başka silah, vicdanından başka pusula tanımayan, bilmeyen ben...

Ne elimde dünyayı kurtaracak bir bilgi var, ne düşleri aydınlatacak bir lamba...

Elimde sade kelimeler...

Dizlerimin üstüne çöktüm, ağlıyorum.

Takatimin sonundayım ve durun diyebiliyorum sadece.

Yalvarırım... Durun!

Durdurun!



Yılmaz ERDOĞAN
/p>
betüş yazdı@ <9/30/2006 08:42:00 AM/a><
< < <

<

Birilerinin birilerine iyi gelmesi ne garip birşeydir.Onları gördüğünüz akşamın ertesi sabahında mutlu uyanmak.Niye böyle oldum ki ne yapacaktım niye mutluyum bu sabah diye düşünmek ve akşam gördüm ya benimkileri ondan böyle oldum diye düşünüp gülümsemek çok güzel.Şimdi burdan isim verip rencide etmek istemiyorum F,B,G,A :) Ama gerçekten çok iyi geliyorsunuz...Sonsuza kadar sürmesini istemek Polyannacılık olur biliyorum.Sürmediğini düşünmek istemiyorum...Sürsün istiyorum.Siz alıştınız artık benim garipliklerime etki etmiyor nasılsa:) sürsün be...

/p>
betüş yazdı@ <9/29/2006 01:38:00 AM/a><
< < <

<




kırgınım, saçılmış
bir nar gibiyim

sessiz akan bir ırmağım geceden
git dersen giderim
kal dersen kalırım

git dersen
kuşlar da dönmez, güz kuşları
yanıma kiraz hevenkleri alırım

ve seninle yaşadığım o iyi günleri,
kötü günleri bırakırım.

aynı gökyüzü aynı keder
değişen bir şey yok ki
gidip yağmurlara durayım.

söylenmemiş sahipsiz bir şarkıyım

belki sararmış eski resimlerde kalırım

belki esmer bir çocuğun dilinde.

bütün derinlikler sığ
sözcüklerin hepsi iğreti

değişen bir şey yok hiç
ölüm hariç.

aynı gökyüzü aynı keder.


Behçet AYSAN
/p> < < <

<

Bugün bir yerde okudum şöyle birşeydi sanırım "soru soracak kadar cesur olan cevabını sindirecek kadar cesur da olmalıdır." evet evet buna benziyordu.Ya da ben bu anlamı çıkardım.Ona hiçbirzaman soramadım.Cevabını duymak isteyecek kadar cesur değildim belki...Şimdiyse sanki çok geç...Artık hiç cesur değilim.


"Düşlerde sevdim seni söyleyemedim
Sessiz öptüm nefesini söyleyemedim

Sana ben şiirler sözler büyüttüm
Sana ben baharlar yazlar büyüttüm
Sana ben hummalı gizler büyüttüm
Söyleyemedim

Şarkılar yazdım sana okuyamadım
Hep yanımdaydın oysa dokunamadım

Sana ben hayaller düşler büyüttüm
Sana ben gözümde yaşlar büyüttüm
Sana ben hummalı aşklar büyüttüm
Söyleyemedim "
Söz – Müzik: Cevdet Bağca
/p>
< < <

<

Senden bana bir şans vermeni istiyorum.Vazgeçmedim evet.Ama senin de bana bir yol göstermen gerekiyor.Bir ışık istiyorum sadece.Bekliyorum.Lütfen gecikme ama.Zaman gerçekten çok çabuk ilerliyor.Yakalayamadım bir türlü kuyruğundan biliyorsun.Herşeye geç kaldım.22 ndesin daha deme.Bunun hazırlığı var ustune 3 sene.Oldum mu 26.30 a kadar yolu var bunun biliyorsun.Olsun ama o kadar bekletme beni.Her an umudumu kesebilirim...
/p> < < <

<

Geçen gün dayımla birlikte kardeşime hediye almaya çıkmıştık."Caminin önündeki çeşmeden su içeyim" dedim "olur" dedi.Sonra ben caminin ön kapısından çıkacaktım ki baktım o diğer kapıdan çıkıyor "burdan gel kannema" dedi.Ben de oraya gittim.Sonra devam ettik yürümeye.Bir süre sonra 3 adım ilerimize taştan bir saksı düştü paramparça oldu.Sanırım caminin orda oyalanmasaydım ya ölecektim ya da kafamda kocaman bir yarık olacaktı.Yine ucuz atlattım anlayacağın sevgili günlük.Zaten ya bir arabanın altında kalacağım birgün ya da kendimi unutup evi bulamıyacağım...Gelecek pek bi karanlık.Hayırlısı olsun be de mi?Korkmuyorum ölümden de ama birilerine muhtaç yaşamaktan korkuyorum.aaa bi dakika ÖLÜM BİZİ ATLADI...
/p>
< < <

<

Yapayalnız kalıcam çok yakın zamanda.Şimdiden kaldım bile aslında.En sevdiklerim birdenbire gidecekler.Bir bakacağım hafta içinde mutlaka 1 defa görmessem yapamayacaklarım olmayacaklar.Haftalarca görmemiş olacağım.Bir bakacağım çoktan gitmişler.Ve ben yapayalnız kalmışım da sadece kendimi düşünür olmuşum.Yediremiyorum aklımdan bu düşünceler geçtiğinde olsun diyorum ben yalnız bırakmam ki kendimi.Ben varım ya.Ama yine de çok korkuyorum.Pekçok şeyden korkuyorum.Yanlız kalmaktan, nefret ettiğim döngüden çıkamamaktan,istemediğim bir işi yapmaktan, burda yaşamaktan, beyaz atlı prensin hiç gelmemesinden, mutlu sonun olmamasından,aileme birşey olmasından,arkadaşlarımdan kopmaktan,birgün burda da savaş olmasından,kardeşimin başına kötü birşeyler gelmesinden,yaşlanmaktan,çirkinleşmekten,ruhumun çirkinleşmesinden,babamın hiç gelmemesinden, babamı ve diğer babam (amcam) ı hayal kırıklığına uğratmaktan, arkadaşlarımdan uzaklaşmaktan,annemi kırmamak için verdiğim çabalardan birgün bıkıp onu kırmaktan, birgün uyandığımda hiç arkadaşım kalmamasından, ve her gece mutsuz uyuyup sabah mutsuz uyanmamın sürekli olmasından korkuyorum.Bu korkuyla yaşanmaz biliyorum.Mecburen idare ediyorum.Şımarıklık mı yapıyorum yoksa gerçekten bir korkak mıyım bilemiyorum.

/p> < < <

<

/p> < < <

<

Dünyaya tesadüf eseri geldiğime inanmıyorum.Bir yaratıcı var.Biz bazen ona Tanrı bazen Allah bazen Buda bazense Ulu Manitu diyoruz.
Hangi ismi kullandığımız önemli değil.Nasılsa bu dünyada varlığının yansımasına ya da varlığına inanıyoruz.Fakat anlamadığım birşey var.
Neden sanki dünyaya artık müdahale etmiyormuşsun gibi bir his var içimde? Neden beni unuttun neden ne yapsam olmuyor mesela.Ya da neden
savaş var?Neden insanlar ölüyor çocuklar bebekler ve sen buna neden izin veriyorsun? Bana hiç popülasyonun dengesi muhabbetinden dert yakınma sevgili Ulu Manitu.Savaşla dengelemek zorunda değilsin.Bunun başka yolları da var doğada.Mektubuma son verirken senden artık savaşları ortadan kaldırmanı ve beni unutmamanı çabalarımın uzay boşluğuna dağılmalarına izin vermemeni diliyorum.
sevgilerimle
sana kırgın bir kulun...

/p> < < <

<

Sonunda çok istediğim filmi aldım.İnternetten.Acayip mutlu oldum.Vakti zamanında pek bi kıskanmıştım bu kızı.Alper e aşıkken.Alper ondan hayranlıkla bahsediyordu.Adeta bir kahramandı onun için.Ben de inat ettim kıskançlığımdan izlemedim o ara filmi.Bi yandan da merak ediyordum tabi herkes çok beyenmiş.Yıllar geçti.Alper kayboldu.Aşk da tuzla buz oldu çoktan.Artık izleyebilirim...

/p> < < <

<

Sevgili Aysun;

Bilsen şu anda sana ne kadar kızgınım.Üç gün sonra karşılaştığımızda bu kızgınlığımın yüzünü gördüğüm anda geçiceğini bildiğimden buraya yazma gereği duydum.2 gündür sana ulaşamıyorum.Evinize geldim kimse yoktu.Kardeşinin telefonunu, senin telefonunu aradım.Kardeşinin telefonu kapalıydı sen hayvanlık edip açmadın (uyuyo olabilirsin tabi hayvanlığına ek olarak)Mesaj çektim.Kızım normal bir insanoğlu o mesaja cevap verirdi.Kalpsiz vicdansız seni.Biliyorum ki vardır buna mantıklı bir bahanen "Betülcüğüm kontorum yoktu walla" gibi.Ama hayır efendim kabul etmiyorum.Sonuçta evde de işte de telefon var de mi.Evdekilere söylesen onlar bana "Aysun hayvanı yaşıyo üzülme bir sorun yokmuş" derlerdi.2 gündür seni merak ediyorum ve senden hiç bir karşılık gelmedi.Biraz önce aradığımda çok şükür telefonu kardeşin açtı da bir sorun yok dedi.Yanisi sen bittin güzelim.Alacağım bir intikamım var.Ve intikam soğuk yenen bir yemektir.Nihahaha.Neyse sana harbi çok sinirliyim.Çok kızdım beni bu kadar endişelendirdiğin için.Bunu unutmam artık buraya da yazdım garantilendi.Şırpıtıntı.
/p>
< < <

Pazar günü Kpss var.Bu şehirden gitmek için son şansım.Olur mu bilmiyorum.Olsa çok iyi gelecek sadece onu biliyorum.Ruhumu zedeleyen bu sokaklar, arabalar, yollar, insanlardan artık uzaklaşmam gerekiyor...Ya bu da olmassa? Her seferinde yeniden başlamaktan bıktım artık.Bir bilgisayar oyununda savaşçıyım.Her seferinde oyun yeniden başlıyor ve ben özgürleşemiyorum...

"Ben yandım.
Kimi cüret etsem sevmeye
Kendime küçük geldim
Zayıf kaldım
He murathan esir düştüm
Sefil oldum.
Acılarım hep tavsiyedir
Çok sevdiğim bir şairden
Yok bıra yok
"ne etsek olmuyor"un ranza arkadaşıyım
Bilinen en uzak yatılı bölge okulundan "


Not:"" içindeki dizeler Yılmaz Erdoğanın "Ben Yandım" şiirindendir.

/p> < < <

<

Gerçekten çok güzel şeyler söylüyo bu arkadaşlar...Hani Ben nasıl büyük adam olucam da güzeldi ama..

ama bunu daha çok sevdim...

Hele bi gel...

http://www.pinhani.com/inandiginmasallar/helebigel.mp3
/p> < < <

<

Evet Lübnan'a asker gönderme kararı verildi.Bir yandan da Afganistan istiyor bizim Mehmetleri...Sadece Mehmetler yetmeyecek anlaşılan.Bilaller de askere...
/p>
< < <

<

Siyah beyaz bir film gibiydin
Herkes uyurken izlediğim sevgilim benim
Çok özledim
Her zaman gitmek istediğim tatil yerleri gibiydin
Dergi sayfalarında hiç gidemediğim
Bu bir masal iyi başı mutsuz sonlu
Senle ben batı doğu
Ama dünya yuvarlak
Kalbim ellerim kadar küçük değil
Kalbim ellerim kadar küçük değil
En çok sevdiğim şarkıydın
Herkesten çok sevildin sevgilim benim
Çok özledim
Ben küçük bir kız heyecanlı
Oyuncaklarım tahtadandı
Hepsi kırıldı yapıştırdım
Bu bir masal başı iyi mutsuz sonlu
Senle ben batı doğu
Ama dünya yuvarlak
Kalbim ellerim kadar küçük değil
Kalbim ellerim kadar küçük değil
Ben küçük bir kız heyecanlı
Oyuncaklarım tahtadandı
Hepsi kırıldı yapıştırdım...

(Şebboy)

/p> < < <

National Geographic dergisi fotoğraf çekme konusunda eğitim cd leri veriyormuş.Gittim aldım bende:) Bayadır kafamda fotoğraf çekmenin inceliklerini öğrensem mi acaba? diye bi soru vardı.Daha doğrusu annemin odasının penceresine yuva yapan kumrunun yavrularını gördükten sonra belirdi bu düşünce.En küçük hallerini çektik Buketle.Sonraki durumlarını çekemedik.Uçmalarına yakın Buket çeksene şunları tekrar dedim ama çekmemiş.Ve bir sabah uçup gitmiş bizim bebişler.Ama çeksek güzel olurdu.Sanatsal açıdan düşünürsek güzel birşey bu ya.Evde babamın bir makinası var iyi ve eski.Fotoğrafları kendim banyo edip etmeme konusunda bir karara varırsam, ya o makinayı kullanıcağım ya da dijital bir makina alacağım.Dijital daha mantıklı görünüyor ama diğeri de gönlümden geçiyor:)Klasik olduğundan olabilir.Fotoğraf makinası meselesini halledeyim bu işi kıvırınca blog açacağım.Çok heyecanladım.Zaten çıkarıp çıkarıp cd ye bakıyorum böyle kapağına saklama kabına.Bayramlık çocuklar gibiyim:) Hayat da hala yapılacak birşeylerim varmış ne güzel...

/p> < < <

<

Sanırım beni bu hale getiren trafik...Sonunda keşfettim.Bu asabi,herşeye sinirlenen halimi hiç sevmedim.Hele de sert görünüp, insanları ancak bu şekilde etkileyeceğine ikna olduğum halimden nefret ettim.Şimdiki amacım trafiğin, asabiyetin,çıkarların ve yalanların olmadığı bir Anadolu şehrine yerleşmek...Hatta yanımda en sevdiğim insanları da götürmek.Biraz zor gibi görünüyor.Ama 1. amaç mümkün gibi sanki.Hadi bakalım...

/p> < < <

<

bitanem (ki gerçekten bir tane tek erkek kardeşim) berber olarak askerlik yapacakmış.Süper oldu.Mutlu olduk.Canım ya.Kıyamam ben ona...
/p>
< < <

<

Eskiden sonbaharı pek sevmezdim.Hep arkasından öf yine mi geldi ben bunu sizin hatırınıza çekiyorum bu kadar çok sevmesem sizi ilkbahar ve yaz bilin ki bu sonbahar ile muhattab bile olmazdım yolda görsem selam vermezdim derdim.Bu sefer Ağustos bittiği an sabırsızlıkla gelmesine sevindim çok.Mutlu oldum.Sonbahar geldi...Çok garip aslında.Sonbahar pek hüzünlü bir mevsimdi.Terkedilişin simgesi...Sevmezdim hiç.Ama mutlu oldum ilk yağmurlarla.Belki de yazın sancısı yüzünden bilmiyorum.Ama kendimi yenilenmiş hissettim.Ve yine kafamda aynı fikir belirdi "saçımı mı kessem".Not almıştım evde bir yerlere "saçımı bi daha kesmeyeceğim" diye.Bulmadan kesmek yok.Gerekçemi öğrenmem lazım.Fundaya soyledim onları da tembihlemişim.Saçımı kestirmeme izin vermeyin demişim...Niye öyle dedim kimbilir...Notu bulmak lazım.Bir de açıköğretime kayıt yaptırmaya karar verdim.Belki ilerde Öğretmen olma isteğime bir kapı açar diye düşündüm.
/p>
< <